İnsan ah insan! Madde bedeninde dolaşan kanında derin ilmi göremeyen insan. Uykuda olup da ölünce uyanacağını fark edemeyip her şeyden korkan o insan. Uyan ey gözlerim gafletten uyan diyenleri duyamayan insan. Dünya çamuruna batmış da, an zamandan kopup zamansızlığa yolculuğunu unutan insan!
Psikoloji ilmi ile ilgilenen her bilim insanı şu konuda benimle hem fikir olacaktır ki: en gelişmiş bilinç yapısıyla nesneyi şekillendiren, uzaya uydu gönderen, ilaçlar ile simya edip hastalığa çare arayan, sanat yapan,felsefe yapan bizlerin en temel varoluşsal korkusu ölümün ta kendisidir. Ölüm korkusu, beraberinde hiçlik ve boşluğun zifiri karanlığını beraberinde getirdiği için daha dehşet verici haliyle sürekli bilinçaltımızdan bizi rahatsız eder. Bu rahatsızlık gündelik hayatımızın dünya ile meşgul uyanık bilincine farklı şekillerde kendisini hissettirir. Ölümle dünyadan, sevdiklerinden, malından mülkünden ayrılacağını fark eden insana ayrılık kaygısını yaşatarak, paniğe sürükler. Panik ataklar en ufak çağrışım yapan dış uyaranlarca kolayca tetiklenir. Psikolojik savunma sistemleri bu panik atakları sönümleyecek düzeyde gelişmemiş ise yada kişi ölüme karşı manevi-felsefi-entelektüel bir inanç sistemi geliştirmemiş ise işi gerçekten zordur. Psikolojik olarak hassas, dağılıp savrulmaya elverişli ve psikolojik rahatsızlıkların klinik yönüne kaymaya daha çok elverişlidir. Ölüm rüzgarı estiğinde kökleri derinlere inen çınarlar haliç her küçük dal etrafa savrulacaktır savrulmalıdır da… Devamını oku