Psikoterapi nedir, ne değildir?

Öncelikle psikoterapi, bir arkadaşla yada akraba ile karşılıklı yapılan çay sohbetiyle karıştırılmamalıdır. Psikoterapide asıl amaç, terapiye gelen kişiyi mutlu etmek, hoş zaman geçirtmek, rahatlatmak değildir. Danışana ne yapıp ne yapmaması gerektiğinin söylendiği, öğütlerin verildiği bir ortam değildir. Psikoterapi ortamında olan danışan ile terapistin güven zemininde etkileşime girdiği, danışanın seanslara getirdiği sorunsallar üzerinde durulup, çözümler üretildiği bir ortaklık gibidir. Pasif olan danışan, aktif olup yol gösteren terapist gibi bir yanlış algıya kapılmamak gerekir. Karşılıklı bir etkileşim ve iş birliği süreci vardır.

Psikoterapi uygulayıcısı kişi bu alanda eğitim almış, bir klinik psikolog yada psikiyatrist olabilir. Psikoterapide “belirli bir teori ya da paradigmaya dayanan, planlanmış bir tedavi yaklaşımı” vardır ve psikoterapist bu yaklaşımın eğitimini almış bir uzmandır. Bu özelliğiyle psikoterapi; diğer “danışmanlık, destek, koçluk, kişisel gelişim vb.” süreçlerden ayrılır.

Psikoterapi bireysel, grup, aile gibi çeşitli alanlarda farklı yöntemlerle kullanılır. Daha çok karşılıklı iletişimi araç olarak seçen uzman zaman zaman farklı araç ve tekniklerle çalışma yürütebilir. Örneğin çocuklarda daha çok resim yoluyla sorunlar hakkında bilgi edinilip gerekli çalışmalar ve aile bilgilendirilmesi yapılabilinir. Daha çok klinik vakalarda yada psiko sosyal zeminli psikolojik sorunlarda çeşitli test yöntemleri ile problem noktaları açığa çıkartılır. Başka bir örnekte, madde bağımlılığı yaşayan bireylerle yapılan çalışmalar bireysel terapi odaklı ilerleyebileceği gibi, aynı sorundan tedavi edilen diğer bireylerinde katılımıyla oluşan grup terapisi çalışmaları yapılabilinir. Bu grup çalışmalarında temel amaç destek grupları olup, aynı sorunları yaşayan bireylerin etkileşime geçip çözüm üretme ve kendi sorunlarını karşılıklı anlayabilmek açısından büyük önem taşır.
Yine aynı şekilde evli çiftlerin yaşadığı problemlerin ön planda olduğu çift terapisi uygulanmaktadır. Çocukluk, ergenlik, gençlik dönemlerinde yaşanan psikolojik sorunlara yönelik çalışmalar yine psikoterapi ortamında bu alanda uzmanlaşmış profosyoneller tarafından icra edilir. Cinsel problemlere yönelik cinsel terapi gibi uygulamalar ile psikoterapi çalışmaları alanlara ayrılmakta ve uzmanlık alanları uygulayıcılık açısından değişmektedir.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere psikoterapi uygulamasında bir çok farklı uzmanlıkların olduğu gibi, bu uzmanlıkların kullandığı birçok psikoterapi ekolü mevcuttur. Kişiye, probleme, duruma bağlı olarak bu farklı psikoterapi teknikleri uzmanlar tarafından kullanılmaktadır. Psikoterapi ortamında uygulanan yöntemler salt karşılıklı sohbet etmekten daha çok bilimsel bir zemine dayanan, kuramlarla, araştırmalarla destekli, bilimsel uygulmalardır. Psikoterapi, psikoterapistin felsefi, entelektüel çıkarsamalarından daha bağımsız, doktrine dayanan, bilimsel bir uygulama olduğunu bilmemiz bu noktada çok önemlidir.

İnsanlığın hizmetine sunulmuş ve sürekli kendini geliştiren böyle bir alandan herkesin faydalanması isteriz ancak özellikle ülkemizde psikolojik destek almayı akıl sağlığını yitirmek olarak gören insan sayısı bir o kadar fazladır.
Psikoterapiye gitmenin utanılacak bir şey olmadığı artık tüm dünyada, gelişmiş toplumlarca bilinmektedir. Pek çok başarılı kişinin ardında psikolojik danışmanlar vardır. Kişinin kendindeki eksiklikleri ya da kendisini zorlayan süreçleri bilip hareket etmeyi istemesi son derece akıllıca bir seçimdir. Kendini çözümlemek, çözümlemeyi istemek ve bu kararı alıp, kararın arkasında durmak ilk adımdır. Belki de bu ilk adım hayatınızdaki bir çok şeyin değişmesini sağlayabilir. Zaten hayatımızda yaşadığımız birçok psikolojik problemin temelinde bu ilk adımı atamamaktan kaynaklanmaz mı, işte psikoterapi bu sorunların çözümünde kişinin atması gereken ilk adım olarak,insanın hayatında çok önemli bir yere sahiptir.

Hocalarımızın bize psikoterapi uygulamasının ne olduğunu anlatırken kullandıkları şu metaforla yazımı sonlandırıyorum:

Psikoterapi ortamı biraz da denizciliğe benzer. Hayat denize, kişinin hayatta kapladığını varsaydığı yer gemiye, kişi kaptana, terapist ise kılavuz kaptana benzetilebilir. Kişi kendi hayat gemisini kullanmakla yükümlüdür çünkü kaptan odur ve sorumluluk ona aittir. Ancak gemisini kullandığı alanda başka gemiler ve hayat denizinde fırtınalar, girdaplar ve su altında göremeyeceği çıkıntılar olabilir. Burada devreye kılavuz kaptan yardımı yani terapist girer. Kişinin hayat denizinde gemisini minimum risklerle güvenli denizlere ulaştırmasında kılavuzluk yapar.

 

Bi Nefes Psikolojik Danışmanlık Merkezi

Uzman Klinik Psikolog/ Psikoterapist Osman İLHAN