Anda Yaşamak

Aslında psikolojik sorunların kökeninde hep yanlış algılamalar ve yanlış zihinsel yapılandırmalar gelmektedir. Bunların en başında insanların adepte olmak zorunda oldukları uzaysal,mekansal ve zamansal varoluştur. Eğer insan varoluşsal bütünlüğünü korumak istiyor ise varoluşsal dengesini de oluşturması gerekir. Örneğin anda yaşamak terimini ele alırsak, eğer insan zihninde geçmiş anıları, yaşanmışlıkları sürekli zihninde oynatırsa veyahut sürekli gelecek ile ilgili plan ve tasarımlarıyla zihnini meşgul ediyorsa yukarıda bahsetmiş olduğumuz zamansal adapte oluş açısından sorunlar yaşıyordur. Çünkü insan varoluşu anda ve şuan içinde yaşadığımız dünya zamanından birebir etkilenir ve onu etkiler ancak geçmiş ve gelecekle meşgul olan zihin dünyanın andaki işleyişini algılayamaz ve ona adapte olamadığı için gerilim ve ruhsal problemler yaşar. İnsan varoluşu haliyle geçmiş yaşantılarından etkilenir, deneyimlerini, anılarını ön hazır oluş şeklinde pratik hayatında kullanır. Gelecek ile ilgili planları, hayalleri, yapmak istediği şeyler olabilir, tüm bunlar dengeli ve kişiye hizmet edecek şekilde kullanılırsa bireye başarı ve mutluluk getirecektir. Örneğin sobaya dokunan ve canı yanan çocuk bu deneyimden sonra bir daha yanan sobaya dokunmaması gerektiğini öğrenir ve acı hissinden kaçmak için bu deneyim ona hizmet eder. Aynı şekilde gelecek ile ilgili planları olan bir öğrenci andaki yaşamını ona göre kurgulayarak mesela derslerine daha fazla çalışarak yine kendisi için faydalı bir halde bunu kullanabilir. Durumun bu iki boyutu insan için yararlı olan kısmıdır.

Peki rahatsızlık ve ruhsal adaptasyonu anda ketleyen olumsuzluklar nelerdir? En önemlisi insanın geçmişe ve geleceğe fazla bir şekilde zihninde yer vermesi onda sorunlar yaşatır. Örneğin eşinin vefatını sürekli zihninde canlandıran ve anında baskın olarak yaşayan bir kişi şu düşüncelere sahip olabilir, artık bir daha sevemem seversem oda ölecek, en iyisi hiç sevmemek, evlenmemek. İşte geçmişin anılarıyla meşgul bir zihin bu tür olumsuz ön kabullerle andaki yaşamını engeller ve sınırlar, bu sınır beraberinde birçok varoluşsal ve ruhsal yapı kaynaklı problemleri beraberinde getirecektir. Aynı şekilde sürekli gelecekte plan ve yaşayacağını düşündüğü şeylerle meşgul olan bir insan andaki yaşamını da engelleyecek ve beraberinde bir çok sorunlar yaşayacaktır. Örneğin gelecekte güzel şeylerin olacağını düşünen ve bunun beklentiyle gözleri andaki güzellikleri ıskalayan bir insanın kaybını düşünün, eşini çocuklarını kendisi kısacası anda olan tüm güzelliklere karşı kör kalacaktır. Muhtemelen gelecekte istediği şeyi elde etse dahi gelecekteki zamanda yaşayacak insan için o an olacağı için onu da ıskalayacak ve hayatı hep beklentiler içinde geçmiş olacaktır. Son tahlilde insan varoluşu için en dengeli ve sağlıklı durum: anda yaşarken ve farkında iken geçmişin olumlu ve olumsuz tüm yaşantılarını kendi yararımıza anda kullanmak ve gelecekte ki yaşamayı planladığımız güzel yaşantılar için bu anımızı deneyimlerimizle birlikte kendimizi geleceğe hazırlamak.
Yukarıda bahsetmiş olduğumuz 3 ana konu yani geçmiş, şuan ve gelecek kavramları ruhsal yapıda ne gibi patolojik etkiler yaratabilir. İlk önce şu ön kabulü bilmek gerekir, insan yapısı ve yaratılışı gereği karmaşık bir yapıdır. Bilinmeyen ve anlaşılmayan yönleri çok fazladır. Biz ruh sağlığı uzmanları insanların her yönünü her karanlık labirentlerini keşif ettiğimizi iddia edersek insana en büyük haksızlığı etmiş oluruz. Ancak hali hazırda yaşadığımız dünya ve bu dünyanın gereklilikleri sebebi ile insanlar bu dünyaya adapte olmak zorundadır varoluşsal bütünlük ve iyilik ancak bu adaptasyon sayesinde olur. Bu adaptasyonu hem bedensel hem zihinsel hem de zamansal açıdan sağlayamayan bireyler ruhsal patolojiler geliştirmeye başlarlar ve bu durum bir çok ruhsal hastalığın mesela şizofreni gibi durumların oluşmasına sebep olur. Entelektüel anlamda, felsefi anlamda dünyayı, varoluşu sorgulamak insan zihnine yakışan faaliyetlerdir ancak bu tür ve benzeri uç sorgulamalar sırasında ayağımızı andaki gerçek dünyada sabitlemezsek zihnimizin yeni tanıştığı bilgilere, sezgilere ve bilgilere varoluşsal yeteneğinin sınırlarından dolayı adapte olamaması bir çok patolojik yıkıma sebebiyet verebilir. Yani insan varoluşu gereği düşünsel aktivite açısından birçok sihirli özelliğe sahip olabildiği gibi, yanlış kullanılması durumunda kendi elleriyle zihnini bilinmezliğin içinde dağılmasına sebep olabilir. Son tahlilde insan geçmişte, anda ve gelecekte olmak üzere dağılmış bir şekilde yaşar anacak bunlar arasındaki hassas dengeyi kuramaz ise bir çok ruhsal, yaşamsal problemler girdabı içinde bulacaktır kendini.

Yukarıdaki yazımızda özellikle üzerinde durduğumuz anda yaşamak teorisini geçmiş-an-gelecek düzleminde zamansal-mekânsal-uzaysal adaptasyon ile ilişkisini göz önünde bulundurarak anlatmaya çalıştım. Özellikle yazımın ilk başlarında zamansal adaptasyon üzerinde ağırlıklı olarak durdum ancak anda yaşamak kavramını salt zamansal bir bakış açısı olarak düşünmek kesinlikle yanlıştır, anda var olmak kavramı zamansal olarak akan nehirle paralel ilerlemek olduğu gibi aynı zamanda mekânsal ve uzaysal anda o nehrin serinliğini, varlığının da beraberinde farkında olmayı gerektirir. İnsan adıyla belirtilen organizmanın içinde varlık bulduğu uyaranlar dünyasının da algılanması yine insan organizmasının uzuvlarının yani beş duyusunun imkanları dahilindedir. Peki insanın algıladığı dünya beş duyu organlarıyla elde ettiği bilgilerin bilişsel bir işletimden geçirerek zihninde oluşturduğu imajlar topluluğundan mı ibarettir. İnsanın zihninde oluşturduğu bu bilişsel imajlar gerçekten dünyayı olduğu gibi tarafsız bir şekilde bize yansıtır mı? Yada bizler bu imajlara eklediğimiz anılar, ön kabuller, yani bilişsel çarpıtmalar aracılığı ile dünyanın gerçek özellikleri dışında çarpık dünyasal bilgilerle mi yaşıyoruz. Bu YAŞAYIŞLIK hali gerçekten bir kusur mu yada bize normalin dışında ilhamların kapılarını açabilecek, ağır psikolojik hastalıkların sınırlarında gezmeyi göze alabilecek kadar farklı hazlar verir mi, bu durum insanın yada bir dehanın olması gerektiği bir hal midir, iyi bir edebi klasiklerin yazarlarını normal insanlardan ayıran onların psikiyatrik tanı alabilecek düzeydeki ”çarpık” düşünsel yapıları mıdır? Kısacası referans alabileceğimiz ”normal” tanımı kime göre, normal dışı kabul edilen bir davranışın, düşüncenin psikiyatrik semptom skalasına sokan nedir, dini ruhsal deneyimler bir bilişsel çarpıtmadır, yada üst bilişsel sezgi odaklı sihirli bilgiler midir? Burada üzerinde durduğumuz asıl mesele bilginin, hastalıkların, yargıların, referans noktaları nelerdir yani kaynağı nelerdir?
Gördüğünüz gibi yukarıda üzerinde durduğumuz bir çok konu, felsefi derinlik açısından ele alındı, aklın sorduğu bu sorular nesnel dünyada karşılığını bulamasa dahi insan aklı tarafından kabul edilebilir, mantıklı bir şekilde benimsenebilir olabilmektedir.
PEKİ ASIL ÜZERİNDE DURDUĞUMUZ ANDA YAŞAYAN İNSANIN ZAMANSAL VE MEKANSAL ADAPTASYONU AÇISINDAN BU KONUŞTUKLARIMIZIN ÖNEMİ NEDİR.
ÖNEMİ: İnsan zihni ve kapasitesi yukarda olduğu gibi beş duyu bilgilerin ötesindeki bilgilere ulaşabilecek bir yapıda ve kabiliyettedir. Ancak ulaştığı bu bilgilerle insan ne yapacaktır, neye hizmet edecektir, amacı nedir, neden bunları düşünebilme yeteneği bağış edilmiştir, faydası nedir. İşte önemli nokta burasıdır, insanın zihnindeki bilgiler deryasından, insanın hayatında işe yarayacak bilgilere pragmatist bir yaklaşımla ele alması ve kullanması gerekir, aksi taktirde içinde yaşadığı dünyanın ve evrenin fiziksel- uzaysal gerçekliğine tezat bilgileri hayatında kullanmaya çalışan insan büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilir, kendini hayattan andaki var oluştan soyutlayarak zihninde yaratığı evren içinde yaşamaya itebilir. Bu durum dehaların çoğunun içine kapıldığı zihinsel ve felsefi çarpıtmalarla oluşmuş ”yalancı” bir varoluşun bilinmez girdabı içine sokar ve durum bir çok psikolojik sorunları yarattığı gibi tarihe altın harflerle kazınmış sanatsal eserlerin oluşturulmasını da sağlamıştır. Bu günün psikiyatrisi, bu günün edebiyatçılarının deha dediği Dostoyevski’ yi şuana kadar on kez akıl hastanesine kapatılabilecek tanıları koyarlardı şüphesiz. Buradaki tezatlık farklı disiplinlerin, farklı insanların aynı konuya nasıl farklı bakabildiğini, göreceliliğini gözler önüne seriyor.
Biz ruh sağlığı uzmanları her insanın bir deha olmasını bekleyemeyiz, insanların potansiyelinin farkındayızdır ancak, her insanın yukarıdaki entelektüel sorgulamalara girmeye, girse dahi sağlıklı bir şekilde çıkabilmesini garantileyemeyiz.
Özetle bizler kafamızda yarattığımız ve insana hizmet hizmet eden bir ”normallik” tanımına ihtiyaç duyarız ve toplumlara-sosyolojik yapılara göre bu normalliği ”hasta” insanları iyileştirmek için referans almak zorundayızdır, aksi taktirde her türlü psikolojik rahatsızlık yaşayan insana filozof gözüyle bakmak yaşamın gerçekliğine ve adaptasyon kurallarına uymamaktadır.
Son tahlilde anda yaşamak salt zamansal bir kavram olmayıp, aynı zamanda uzaysal ve mekânsal adaptasyonu zorunlu kılar. Bu adaptasyonun genel kuralları, içinde yaşadığımız fiziksel dünyanın gerçekleriyle uyumlu bir zihinsel yapılandırmayla mümküdür. Örneğin, bir nihilisti ele alacak olursak, nihilistler her şeyin bir rüya ve gerçek olmadığını, aslında hiç bir şeyin var olmadığını söylerler, ancak varoluşsal dürtüleri ve kalmışsa eğer pragmatist düşünce yapıları nedeniyle hiçbiri de kendilerini hızlı giden bir kamyonun önüne nasılsa yok diye atmazlar. Felsefi zihinsel uğraşılar insanın sorgulama arzusuna hizmet eder ancak gerçek dünyada yaşamanın kuralı içinde var olduğumuz gerçekliğin temsilini zihnimizde yaratabilmektedir, işte bu nokta insanın adaptif bir canlı olarak programlı var edilmesiyle mümkündür. Aksi taktirde bu adaptasyonu gerçekleştiremeyen insanlar her türlü psikolojik ”sorunlarla” karşı karşıya kalacaktır.
sevgi ve saygılarımla

Bi Nefes Psikolojik Danışmanlık Merkezi

Uzman Klinik Psikolog/ Psikoterapist  Osman İLHAN

 

Takip Et & Beğen & Paylaş