DİNLEMEK…Beni duyabılıyormusun gerçekten?

Alışkanlıklarımız ve Önyargılarımızla yaşarken kendimizi acaba duyabiliyormuyuz?

Biz büyürken ailemizden ve içinde bulunduğumuz toplumdan pek çok şey bize farkında olmadan sanki kat kat elbise gibi giydirilir. Biz büyürken, kendimizi, aile ve toplum aktarımlarıyla tanımlamayı öğreniriz.

Kendimiz dediğimiz şey aslında biz miyiz bu durumda?

Kendimizle ve toplumla iletişimimizde bize öğretilen doğrular üzerinden tepkiler verip öğrenmeler kaydederiz. Oysa gerçek Ben den henüz haberimiz bile yoktur. Zaman zaman ergenlik dönemlerimizde çatışmalarla aile ve toplum dayatmalarından Ben’ e biraz da olsa kulak vermeye başlarız. İşte bu dönemde kendimiz olmaya çalışırken Asi –Deli-Kanlı adını alırız.

Deli kanlılık dönemimizde kendimiz olma yolundaki mücadelemiz eğer bilinçli bir yönlendirme ve deneme- yanılmalarımızda bize doğru soruları sorarak kendimizi anlama, bulmaya yardım eden bir yol büyüğü varsa sancımız az olacaktır. Yoksa ergenlik döneminde kendisi olmaya fırsat tanınmayan gençler özgür, bağımsız birer fert-Birey olamayacaklar. Taklitle ve ezber öğrenmelerle sürekli tökezleyen ve ilişkilerinde kendi olamayan anne, baba, abi, abla, komşu ve toplum güdümlü robotlar olarak bu dünyadan geçip gideceğiz.

Kendini ergenlik dönemi fırtınalarında bulamamış, aslında toplum ve ailenin baskılarıyla kendi olma savaşını kaybetmiş bireylerin karşı cins ilişkilerinde de çok yüzeysel, ezber, duygularını tanımlayamayan bireyler olacaklardır.

Annesinin ya da babasının kötü bir kopyası olduklarından evlendiklerinde/ evlendirildiklerinde de yine aile-toplum şartlandırmalarını eşine de dayatacak, yeni çıkışlar bulamayarak, kendini de eşini de mutsuz edecektir.

Ezber edilen bilgi bazı yerlerde unutulacak, boşluk kalan yerleri kendinden dolduramayacaktır. Annem/ babam böyle dedi, ben ailemden böyle gördüm, bizde bu olmaz, senin ailen, hakkında pek çok tartışma ile içinden gelinen aile ve toplumun dayatmalarını kendi eşlerine dayatacaklardır. Hem kadın hem de erkek kendileri olamayıp sadece ailelerini taklit ettiklerinden de adapte olamayacak, karşısındaki eşinden ailesinin kendisine davrandığı gibi davranışlar bekleyecek, bulamadığında da “beni anlamıyorsun” suçlamalarıyla tartışmalar başlayacaktır.

Evet, birbirimizi bu şartlarda anlayamıyoruz, anlayamayacağız. Çünkü aileden/toplumdan gelen şartlanmalar, bize içimizde doğruları ve yanlışları dikte eden, duyduğumuz ezber sesler var. Kendimiz bu arada savaşımızı kaybetmiş, düşünebilen ve kendi doğrularını oluşturabilen bir fert olamamışızdır. Yalnızca içimizdeki ezber sesleri duyduğumuzdan ve adaptasyon kabiliyetimizi geliştirmediğimizden de eşimizle, arkadaşımızla ya da toplumla uyumlanamayacağız.

Hep kendi alışkanlıklarıyla yaşamayı öğrenmiş, hep kendi/ aile damak tadıyla beslendiği içinde eşinden aynı tadı isteyecektir. Eş de kendi sevdiği, öğrendiği yemekleri isteyecek ve seçecektir. Bu, yemek, bir beraberlikteki en basit çatışma konusu olmuştur bile.

Gelenekler, ezber yaşam eşlere kendi dayatmalarını getirir. Çatışmalar ve kavgalar ard arda gelecek, hiç kimse kendi alışkanlıklarından ve öğrenmelerinden fark edemediği için taviz vermeyecektir….

Küslüklerin süresi olumsuz hatıraların tekrarlandığı yıpratıcı süreçlere dönerek evliliğin, ilişkinin sonunu hazırlayacaktır.

Kendimiz olmak adaptasyon yeteneğimizi geliştirmek, diğer bireylerle uyumlanmaktır.  Kendimiz duymak, anlamak karşımızdakini duymak ve anlamayı da getirecektir.

Kendimiz olmakla iş biter mi peki?

Kendimiz olabilirsek başkasının da olabileceğini anlamış olarak birinci ve en önemli adımı atmış oluruz. Bu noktadan sonra ancak karşımızdakini duymaya ve anlamaya hazır olabiliriz.

Yalnızca kendisini duyan ve karşısında başkalarının sesini duyamayanlar da mükemmel Narsist kişilikler olmaya aday olurlar.

Dinlemek zor bir iştir.

Dinlemek hem kendini dinlemek, hem de karşındakini dinlemektir.

Yalnızca kendi sesini duymak mutlu olmaya yetmeyecektir.

Kenimizi anlamak, diğer bireyleri duymak ve anlayabilmenin kapılarını açan en önemli anahtardır. Duymazsak nasıl anlayabiliriz.

Dinlemek…

Duymak…

Anlamak dileğiyle….

Uzman Psikolojik Danışman

Şenay Çetin

Takip Et & Beğen & Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir