TÜRKİYEDE “KAPALI TOPLUMLARDA” ÜSTÜN YETENEKLİ KIZ ÇOCUKLAR NORMALLEŞMEYE ZORLANIYORLAR !

Üstün yetenekli çocukların içine doğdukları dünyayı oluşturan ilk yapı ailedir. Aile, çocukların gerçek potansiyellerinin fark edilip, iyi olan yönlerinin önünün açılıp, imkanlar sağlamakla görevlerini yapması gereken ilk ortamlardır. Aile çocukların büyümesini sağlayacak toprak gibidir. Uygun nem ve mineralleri içerirse, kaliteli tohumun büyümesi, kendini ve meyvelerini oluşturması kolaylaşır.

Kapalı toplumlarda çocuklar geleneklere feda edilerek aynılaştırılmaya çalışılıyor. Bakımsız vasat toprakta bütün tohumlar aynı verimde olsun bekleniliyor. Kız ve erkek çocuklar aynılaştırma açısından farklı oranlarda da olsa nasiplerini almaktalar. Farklı oranlarda derken kız çocuklarının katı ahlak kuralları gereği “normal” olup, göze batmamaları, sorun çıkarmamaları, ilerdeki kuracakları yuva için hazırlanmaları açısından çok önemlidir. Üstün yetenekli erkek çocuklar yeteneklerini ortaya koymakta nispeten teşvik edilirken “benim oğlum erkek !“, “erkeğin elinin kiri !”, kız çocuklara son derece katı kurallarla “aynı” olmak öğütlenmekte. “El, alem ne der kızım”,  “kızını dövmeyen, dizini döver !”, “icat çıkarma şimdi !”,  “yumurtadan çıkıp, kabuğunu beğenmemezlik etme !”, “biz annemizden böyle gördük, sende böyle olacaksın !”, “temiz aile kızı”, “yüzümüzü yere baktırma !”, “Aman kızım, bize laf getirme !”, “anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al !”  gibi pek çok sözlü tehdit mesajları yanında eğer bu törelerimize uymazsan “dışlanırsın”, ve hatta “ ölürsün “ tehditleri kızların zihinlerine altın harflerle yazılarak yetiştirilmekteler. Sokağa çıkmaları, farklı kültürden insanlarla tanışıp, gelişmeleri, hatta kitap okumaları bile engellenmekte, boş işlerle uğraşmakla suçlanmaktalar. Sinemaya, tiyatroya yalnız  ya da arkadaşlarıyla gitmeleri engellenmekte.

Okul yaşamlarında da kızların yüksek okul okuması zaten beklenmediği gibi bunu istemeleri de pek hoş karşılanmamakta. Okul başarısı için evde desteklenmeyen bu kız öğrenciler, okulda da aynı bakış açısına sahip, o toplumun yetiştirdiği ve farklı gelişen çocuklar hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan, öğretmenler tarafından yetiştirildikleri için bir kez daha normalleştirilme işlemine tabi tutularak, toplumun katı, acımasız kalıplarına sokulmakta. Üstün yetenekli kız öğrenci  “kızların sesi fazla çıkmaz”, “göze batma ! “terbiyesiyle büyütüldüklerinden yine okulda da kendilerini örtmek zorunda kalırlar. Eğer öğretmenleri bunu fark ederse içinde bulunulan toplum kurallarına uygun davranması yönünde kız öğrenciye telkinde bulunur. Öğretmen bazen bunu kendi normları açısından yaparken, bazı öğretmenler ise çocuğun içinde bulunduğu aile yapısı ve toplumla uyum sağlayabilmesi için bu şekilde davranır.

Çin de kızların ayaklarının küçük kalabilmesi için demir den ayakkabı giydirilmesi gibi kapalı toplumlarda da demir kadar sert kalıplara sokulan düşünceler, küçük-normal bırakılıyorlar. Yasaklar ve tabularla daraltılan anne ve baba, farklılığını fark edecek kız çocuklarının ilk engelleyici, topluma yansımasını engelleyen bariyerler rolündeler. Eğer ailede bu farklılık törpülenemiyorsa, toplum bu kez yine önce kadına, anneye bunun sorumluluğunu yüklüyor ve kızını hizaya getirmezse kendisinin de canının yanacağı ona öğretilip, demoklesin kılıcı gibi sürekli ona hatırlatılıyor. Kız çocuk eğer bir şekilde anneyi aşarda farklı olmaya kalkarsa, bu kez baba toplumdan dışlanmak, tenkit edilmek korkusuna evde otorite olmaya başlıyor, toplum babayı sorumlu tutuyor o vakit. Birey olamamış baba bu kapalı toplum içindeki tehdit edilen varlığını sürdürebilmek için, evde önce anneyi tehdit ederek kızını kendisi gibi baş eğen bir kadın haline getirmeye zorluyor. Anne, abla, teyze, hala, yengelerden sonra komşu teyzeler devrededir artık. Bu normalleştirme sürecinde kadınların başarısız olması durumunda baba şiddete başvurabiliyor. Evde ki diğer erkek rolündeki ağabey, erkek kardeş, dede, amca, dayılarda bu baskıyı yoğunlaştırmak, toplumdaki isimlerine leke gelme tehdidine karşı anneyi ve babayı tehdit etmekteler.

Aile içinde yola gelmeyen – normalleşmeyen kız çocuk artık toplumun kınamaları, ayıplamaları, geleceğinin karanlık olacağı, endişesi ile korkutulup toplumda dışlanmakta, yalnızlaştırılmakta. Aile toplumun bu tür baskılarının olacağını bildiğinden kızlarına gereken cezayı hiyerarşik bir sıra ile vererek, “nush ile uslanmayanı etmeli tektir, tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” Noktasına gelmekte. Dayakla da kız çocuk eğer normalleşmezse, hala okumak, diğer çocuklar gibi olmak isterse ölüm kararıyla cezalandırılma tehditleri ve cezası uygulanmaya koyulur.

Üstün yetenekli çocuklar hakkındaki Doğan Çağlar’ın ve Kırıkkale Rehberlik ve Araştırma Merkezinden Savaş Tüzünak’ın yayınladığı makalelerin üstün yetenekli çocukların tanınması, gelişiminde aile, okul ve içinde bulunulan kültürün önemini vurgulamaları üzerine kapalı bir toplum olan Türkiye gerçeği incelenmeye değer bulundu.

Üstün yetenekli çocuklar akranlarına göre daha fazla soru sorup cevap arayan, geliştikçe kartopu gibi büyüyerek soruları artan, enerjileri yüksek, farklı alanlarda öğrenme isteği içindedirler. İlişkileri kolayca kavrar, kimin, neyi, niçin yaptığını fark eder, gördükleri, duydukları arasında ilişkiler kurup, genellemeler yapar. Bilginin detay ve derinliğini ararlar. Bulundukları kısıtlayıcı ve kaotik ortamdan kurtuluş çarelerini erken yaşlarda geliştirip, sabırla uzun vadede uygulayarak, durumlarını düzeltip, gelişimlerini çeşitli alanlara yayarak, tatmin duygusuna erişebilirler.

Bulundukları toplumsal kısıtlılığı aşmak için uzun vadeli çözümler üretebilir, sabırla uygulamaya koyabilirler. Sevgiyi öğrenebilmişlerse bu kararlarını uygularken etrafındaki insanlarında gelişmelerine katkıda bulunup, çevresiyle büyüyebilir. Tüm olumsuzluklara rağmen kendisine suyun akacak yer bulması gibi kendilerine kanallar oluşturarak, kayaları delerek yol bulup, akarlar. Geçtikleri yerleri sular, yeşertirler. Toplumun rijiditesi oranında yol alırlar elbette. Bulundukları çevre akademik anlamda gelişmelerine izin vermiyorsa, en iyi oldukları alanı el yordamıyla da olsa keşfederek o yeteneklerini geliştirirler. Çok güzel dikiş dikebilir, nakış işleyebilir, yemek yapabilirler. Tekrarları sevmedikleri için yeni modeller, yeni tarifler geliştirir, kendilerini yenileme ve gelişme arzularını keşfettikleri alanlarda yaşarlar. Becerilerini bu alanlarda arttırarak yaptıkları işin en iyisini yaparlar. “Ya Einstein, ya da Hitler olurlar.” sözündeki gibi,  olduklarının iyisi olurlar.

Üstün yetenekli çocuklar engelleri aşamayıp, sevgiyle de tanışmadılarsa; yalnızdırlar, pek fazla arkadaş edinemezler, tekrar gerektiren işlerden sıkıldıkları için tembelleşebilirler. Kendi yeteneklerinin fark edilmeyip, olumsuzlandığında acımasızca eleştiren, iğneleyen, aşırı kırılgan ve katı, dik kafalı, savunmacı ve bilgiç bir yapıya da dönüşebilirler.

Üstün yetenekli çocukların toplumda tanınması ve onlara uygun eğitim verilebilmesi için ailelere ve okula büyük görevler düşmektedir. Bu çocuklarımız milli servetimizdir.

Hepimizin çocuklarıdır. Onlara sahip çıkmak yalnızca ailelerinin,  milletin vazifesi değil, tüm insanlığın vazifesidir. 

Kaynakça:

Çağlar, Doğan. Üstün Zekalı  Çocukların Özellikleri        (Çevrimiçi:http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/492/5769.pdf )

 

Tüzünak, Savaş. (2002).Kırıkkale Rehberlik ve Araştırma Merkezi. (Çevrimiçi:http://www.kirikkalebilsem.com/dokumanlar/ustun.pdf )

Takip Et & Beğen & Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1
Uzmanlarımızla WhatsApps üzerinden görüşmek için sol alttaki yeşil renkli gönder tuşuna basınız..
Powered by