Kaybolduk!

Kaybolduk! • Bir varmış, Bir yokmuş… • Evvel zaman içinde bir İnsan varmış. • Bu İnsanın derdi varmış. • Çünkü İnsan kaybolmuş. • Öyle büyük bir yolculuğa çıkmış, öyle uzaklara gitmiş ki insan arkasına dönüp baktığında izlerini bulamaz olmuş. • Geldiği yönü kaybetmiş. • Geldiği yönü kaybetmiş de gideceği yönü bulmuş mu?
• Arıyoruz hepimiz. • Arıyoruz evet… • Ama gerçekte ne aradığımızı kaybettik. • Kaygılıyız! • Bilemediğimiz için kaygılıyız. • Hissedemediğimiz için kaybolduk. • Kendimize yabancılar olduk modern çağda. • Bir bir eliyoruz, test ediyoruz tüm sahip olduklarımızı. • Bu muydu acaba? Gerçekte bunu mu arıyordum, istiyordum diye.
• Her dokunuş, test ediş ayrı ayrı hüsran, kaygı olarak dönüyor İnsana. • Çünkü ne aradığını bilmiyor. • Hep dahası geliyor istek ve arzuların. • Tanıdık gelmiyor, aradığımız lezzeti vermiyor. • Sanki gözlerimiz bağlı, kulaklarımız sağır olmuş da kaybolmuşuz. • Sadece çılgınca yürüyor İnsan sanki. • Çarpa çarpa, kıra döke, kırıla kırıla yolda. • Acısının farkında İnsan! • «Her şeyim var ama mutlu değilim!» diyor sonra!
• Gerçekte İnsan mutluluğu tatmış mı acaba? • Mutluluk diye öğrendiklerine sahip olduğunda acıyı, kaygıyı hissediyor. • Gerçekte ilk öğrendiğimiz mutluluk neydi acaba? • Bir düşünse İnsan… • Acaba mutluluk diye tanımladığım ilk şey neydi dese? • Doymak mıydı acaba insana ilk kodlanan mutluluk? • Sonra ??? • ……………………… • Bakın, iyi düşünün neydi acaba İnsanın ilk mutlulukları…
• Yazarken uzun uzun düşünmem gerekti biliyormusunuz? • Mola verdim, kahve içtim… • Sonbahar yapraklarını ve çıplak dalları uzun uzun seyrettim… • Aklıma gelen pek çok şeye, hayır bu değildir deyip yeniden içime dönmem gerekti. • Sizlerde bu satırları okurken eminim bir durmuşsunuzdur benim gibi… • Şimdilik hissettiğim ilk mutluluğu «sevgiyle dokunulmak» olarak yakaladım bilinç dışımdan. • Farkındalık alanıma taşındı, öne çıktı «sevgiyle dokunulmak, kucaklanmak»… • Ara verdim yine yazmaya ….
• Emin olamadım… • Yine kalktım…. • Bir göz attım çıplak ormana, odun attım şömineye… • Bunları yaparken de ‘yazına dönmen lazım neden kendine iş buluyorsun ‘dedim. • Kaçış tı! Yine yakaladım kendimi… • Ne zormuş mutluluğun başlangıcına yolculuk.. • Bir yanım mutluluğu tensel kucaklama diye tanımlamaya hazırken, diğer bir düşüncem derinden « hayır bu olamaz, daha başka bir şeyler olmalı.» dedi. • Öyle olsaydı Şems kalkıp Tebrizden yola çıkıp bir dost aramazdı. Kucaklayan birilerini bulurdu Tebrizde elbet dedi.
• İşte bu düşünce beni yeniden dehlizlerime inmeye zorladı. • Düşünsel, Duygusal temasa geldi mutluluğun tanımı… • Kedim bu arada kendini hatırlatıyor, klavyenin üzerine oturarak. • Sordum yeniden kendime.. • Ne istiyor ki bu kedim benden. • Şöminenin yanındaki battaniyesi sıcak ve huzurlu. • Neden klavyeye gelip oturuyor, ne istiyor benden… • Koluma başını koyup yazmamı engelliyor, gövdesini göğsüme yaslayıp mırlıyor. • Sadece sıcak aramadığını anlayabiliyorum. • Sadece yumuşak bir şey aramadığını da battaniyesini tercih etmediğinden anlıyorum…
• Sevdiği bir sıcaklık, duygusal bir temastı kedimin aradığı. • Tamda ilk mutluluğu düşünürken… • İnsan! • Kendinden uzaklara gidip dönemeyen insan. • Nasrettin Hocanın yüzüğünü mağarada düşürüp de orası karanlık diye mağaranın girişinde yüzük araması gibi… • İnsan da kendini ararken dışarda, maddede arıyor… • Mutluluk, paradır, güzel evler, son moda eşyalardır! • Güzel saçlar, makyaj malzemeleri, markalı giysilerdir, güzel arabalar, yatlar, atlardır diye tanımlanır olmuş mutluluk. • Bunlarımı aramaktadır insan

Takip Et & Beğen & Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir