Doğa ile Terapi

Kötü duygudan uzaklaşma iyi duygulara yaklaşma eğilimi yaradılışımızla içimizde bizimledir. Daha teknik anlamıyla savaş yada kaç refleksi ile tetiklenen iyiye ait bütün duygulanımlara koşarak yaklaşmak isteriz. Bu sebeple sürekli arayış içinde çevremizi gözlemleriz, sanat yaparız, bilimle uğraşırız, mistik olana felsefeye meyil ederiz. Bu arayış asırlar boyu devam etmiş ve devam edecektir de. İnsanın ölümle sonuçlanacak varoluşsal boşluğunu doldurma çabası yaşamın tam temelinde mihenk taşı olacaktır.

Her bilim insanı, insanın bu iyi olana yaklaşmasını kolaylaştıracak pragmatist, faydacı bilgileri keşif ederek diğerlerine sunmak ister. Sanatçının yaratıcı hazzı kadar tatmin edici olan başkaları çıkarına fayda sağlama erdemi bir çok bilim insanın da motivasyon kaynağıdır. Sonuçta, varoluşun yaşamında acı çeken, ruhsal ve akılsal çıkmazlara girip içimizdeki boşluk ile yüzleşip onu erdemli olanla doldurma kaygımız hepimizde ortaktır. Üretkenlik ile ortaya koyulan ve amaca hizmet eden bilgiler bütünü insanı kuşatarak daha üst bir mertebeye taşır. Taşıdığı nokta, başlangıçtaki ortak derdimize çare bulmayı amaç eder. Bu ortak derdimiz, hayvan seviyesinde biyolojik varlık sürdüren bedensel varoluşumuzla yetinmeyip, ruhsal-manevi bedenimizi de inşa etme derdidir. Muhakkak her insan bu dert ile dertlenmeyecektir, bu içsel bir dürtü ile açığa çıkması gereken ve insana kendini aşarak hayvani bedenselliğinin hazzından öte başka bir zevki aramasını öğütleyen iç sesin duyulmaya başlaması ile olacaktır. Bu uyanış yaratılışı gereği bütün insanlığa, onun iç sesi ile çağrıda bulunur. Kimisini yüksek sesle çağırır kimisini fısıldıyla. O sese kulak verenler de başlar aramaya, kulak arkası edenler başlar oyalanmaya..

Muhakkak bu arayışa çıkmış olanlar bu satırları okumaya devam ediyordur. Bir yerlerden minnacık da olsa bir bilgi kırıntısı yakalayabilirim umudu ile. O kırıntı ile karanlığına mum yakıp ışık arayanların yolculuğu elbet yaşam boyu sürecektir. Bu süreç sonucu açısından değil yürünen yol açısından keyiflidir. O keyfi tadanlar çok iyi bilirler ki, elde edilen derin bilgiyi korumak muhafaza etmek ve sarıp sarmalamak gerekir. Öteki türlü, anlamayan beyinlerle muhatap olunduğunda bilgi yozlaşır,değersizleşir, içi boşaltılır. Gündelik hayattaki bir çok değerli bilginin yanlış ellerde heba olup gittiğini görenler çok iyi bilirler. Bilginin yaşam şekli haline dönüşerek, özümsenip davranışa dönüştürenler de muhakkak ki insanlar topluluğundan kaçıp yaratılışın özü olan doğaya kaçarlar. Doğal olanı haliyle doğa da ararlar. Doğanın bilgiyi de benliği de sarıp sarmalayan koruyuculuğa tabi olurlar.

İnsanlar topluluğunun zaman içinde oluşturduğu kent yani site yaşamı Helenistik kültürden bu yana çok yol kat ettiği ortadır. Yasalar ile şekillenen ve muhakkak ceza yaptırımları ile desteklenen yeni yaşama şekli bizleri doğal olandan epeyce uzaklaştırmıştır. Cezadan kaçmak ödüle ulaşmak adeta temel yaşama stili haline gelmiştir. Tabiki, bireysel hakların korunması ve özel mülküyetin devletin yasaları ile korunması Vandal, saldırgan, yağmacı dürtülerimizi engelleyip insanlar arası barışı kurumsal boyuta taşısa da ruhumuzun iç sesinde bağıran varoluşsal boşluğumuzu daha da derinleştirmiştir. Nesnecilik, akılcılık, faydacılık, materyalizm derin felsefe deryasından adete cımbızla çekilerek önümüze bırakılmış ve bununla yetinilmiş bir hayat tarzı dayatması ile eğitime tabi tutularak şekillendirilmişizdir. Beraberinde oluşan dünya seviciliği ve ben merkezci egosantrik bencillik, narsistik yapılar oluşmuştur. Kendisi ile meşgul zihinler çevreyi yani doğal olan doğayı kendilerine göre biçimlendirme eğilimine girmiş, kesmiş talan etmiş yozlaştırarak kuraklaştırmıştır. Kendisi kadar yaşama hakkı olan diğer canlıları düşünmek bu narsistik bireyselci, tekelci yeni yaşam modelinde pek mümkün görünmüyor şimdilik.

Sezgilerimize göre hala bir şeylerin eksikliğini hisseden ve arayış içinde olan kimimizi bedensel hazlara sürükleyerek bu Helenistik site hayatının kurumlarına mahkum etti. Yeni şekli ile lüks havuzlu konutların yanındaki çok katlı avmlerin renkli vitrinlere dalıp giden insanların gözlerinde kendisini tam olarak ortaya çıkardır. Alış veriş çılgınlığı, sosyal medya teşhirciliği, bankalara olan yüklü borçlanmalar, bedenle meşgüliyete bağlı estetik ameliyatların sayısındaki artışlar gibi bir çok başlık tatminsiz insanın kalıp davranışları olarak karşımıza çıkmaktalar. Sonuçtan ziyade bu yolda yürümek insanın en büyük kaybıdır. Elbet başka yollar da mümkündür.

 

O yollardan bir tanesi yönünü doğaya yani doğal olana dönenlerindir. Beş duyunun dikkatini kendi bedeninin hayvansal ihtiyaçlarından, haz arayışından, iç sessin çeldiriciliğinden doğaya döndürenler de ferahlama duygusu ortaya çıkmakta. Doğanın mucizelerini belgesel bilimselliği ile izlemeyip içine dalanlar orada ayrı bir yaşamın nabzının attığını göreceklerdir. Sürekli yenilenen, iyileşen ve özdeki akil yaratılışın bilgisini bir çiçeğin yaprağında görebilmeyi başaranlar içlerindeki boşluk duygusunun azaldığını belirtmekteler. Bireyselliğin getirdiği yalnızlaşma hezeyanı tek ve bir olarak ahenk içinde yaşam sergileyen doğa ile tedavi edilebilir sadece. Kent insanın kaybettiği samimi ve güvenilir aidiyet duygusu, her şeyimle bir bütün olarak sevilebilirim hazzını bir ağaca sarılmayı başarabilenler tekrar bulabilirler belki. Doğadaki her şeyin oluş halinde ilk yaratılış amacını büyük bir teslimiyet olgunluğu ile yaşadığını görenlerin ölüm anksiyetesiyle daha kolay baş edebileceğini düşünüyorum. Rüzgarın tene değen naifliği, doğadaki her dalda yetişenlerin kokusu, kulağa melodi gibi gelen su sesi, kuşların esrarengiz düeti çok da uzak olmayan bir yerlerdeki samimi yaratılışın izlerini taşıyor olacaklar. Yaratıcının sesini araba gürültüleri arasında rezidansların yirminci katından etrafa bakarken bulmak mümkün olmayabilir bazen. Çünkü algımız, dikkatimiz ve iyileştirici ilhamlarımız çevrenin kalitesiz uyaranları ile sabote edilerek bizi Helenistik site yaşantısının gerçekliğine çekerek büyüyü bozacaktır. Başkasının ne giydiği ne yaptığı ile çok ilgili bir zihin dikkatini farklı noktalarda heba ediyor olacaktır.

Yönünüzü doğaya çevirdiğinizde ve orayla yoğun bir yaşantıyı rutininiz haline getirdiğinizde kokuların, doğal görüntülerin dengeleyici ve iyi olan duygulanımlara yaklaştırıcı etkilerini de fark etmiş oluyorsunuz. Bunlar birer birer ruhunuzun sorunlarla baş etme alet çantasına ekleniyorlar. Kimi zaman hayal kurarak imgeler halinde zihninizde yarattığınız doğal ortamlar olduğu gibi, kimi zaman mis kokuları yayan bir esansı koklayarak, kimi zamanda çalışma odanızda sizinle nefeslenen bir çiçeği sulayarak, kimi zamanda dikkatinizi sesi az duyulan bir kuşa yönlendirip algınızda öne alarak rahatlamaya çalışırız. Tüm bunlar çocukluğumuzda kulağımıza fısıldanmış uyku ninnileri gibi samimi, güvenilir ve anne sıcaklığından taşarak bize ulaşan ilahi mesajlar gibi benliğimizi kaplayarak iyi olana taşır. Varoluşun boşluğu, ayrılma-ölme kaygısı, yaşam olaylarının yarattığı stresin ortaya çıkardığı bütün anksiyete bozuklukları, depresyon sorunları, uyku problemleri ve bir çok psikolojik rahatsızlıklar doğanın içinde azalacaktır. Kişi doğal olanda dengeye yaklaşarak varoluşunu doğanının samimi varoluşuna dahil ederek adete kundaklanıp iyi olan duygulara yaklaşacaktır.

 

Sevgi ve saygılarımla

Uzman Klinik Psikolog-Toplum Bilimci

Osman İLHAN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.