Travmatize Bireylerde Oluşan Mükemmeliyetçilik Tuzağı

Travmatize Bireylerde Oluşan Mükemmeliyetçilik TuzağıPsikoterapi seanslarımda zorlantılı yaşantılara maruz kalmış danışanlarımın kendilerine şu soruyu çok defa sorduklarına şahit oldum; tüm bunlar neden benim başıma geliyor, benim suçum ne, nerede hata yaptım, kaderin oyunları karşısında neden bu kadar savunmasızım, neden hep ben mağdurum? Danışanlarım bu soruyu sorduklarında onlara verdiğim cevabım ilk başta tatmin etmiyor, çünkü temelde yaşadıkları olumsuzluk duyguların kaynağı olan travmaları bilinçaltı boyutta kutsadıkları için, benim cevabım onların mağduriyet psikolojisinin etkisinde alışa gelmiş yaşantılarını eleştirir nitelikte görülüyor. Onların başlarına gelen olayları kendilerinin suçuymuş gibi düşünmeleri, yaptıkları hatalardan ötürü cezalandırılıyor olduklarını söylemeleri tamamen mağduriyet psikolojisinin pençesinde benlik ağlanması oluşturmuş insanların içine düştükleri temel tuzak oluyor. Hayatlarında onca güzel yaşantıların içinde sadece olumsuz olanlarına odaklanan kalıplaşmış bakış açıları ve hayattaki bütün kötülüklerin her türlü etkisini doğrudan içe alım yoluyla kendilerine mal etmeleri temel otomatikleşmiş düşüncelerinin başında geliyor. Özellikle bu düşünce kalıplarıyla gündelik hayatlarını yaşamaya çalışan, adeta depresyona girebilmek için paratoner gibi olumsuzlukların olduğu yaşantıları ilkel dinamiklerle üzerlerine çeken bu insanlar, öğrenilmiş mağduriyet psikolojisine bağlı karamsarlıklarından beslendiklerini fark edemiyorlar. İnsanların onlara acıdığı oranda kendilerini değerli görmeye programlanmış travmatize benlikleri, var olabilmek için acının kaynağından beslenme yaparak önemsenmeye, ilgi görmeye çalışıyorlar.

Diğer düşülen tuzaklardan bir tanesi, mükemmeliyetçilik algısıdır. Temelinde konfor alanının dış tehditler ile bozulmasını engellemek amacına hizmet eden mükemmeliyetçi bakış açısı, yaşanılan birçok depresif duygu kırılmalarının sebebi halinde hastalığa dönüşebiliyor. Neredeyse bütün insanlar ortalama temel ihtiyaçlarını koruyup, yaşamda kalabilmek için, çevreden gelebilecek risklere karşı tetik halinde yaşarlar. Bu tetikte oluş, tehlikeleri önceden görüp önlem alabilmemiz için varoluşsal açıdan gereklidir. İlk atalarımızın savaşçı doğasında, küçük bir dikkat kaybı yaşamın sonu anlamına geleceğinden, gündelik hayatta tehditlere karşı geliştirdiğimiz paranoyak şüpheciliğimiz, hepimizin genetik kodlarına işlenmiş durumda dır.Yaşamda kalabilmek için varoluşsal kaygılarımız, hayat içindeki streslerimiz, anksiyete üreten yönlerimiz, gerekli olan insani yönlerimiz olarak bedensel ve ruhsal bütünlüğümüzü korumak için çevremizi şekillendirmemize hizmet ederler. Ancak bu yönlerimizin dengesini koruyabilmek ruh sağlığımız açısından, hayati öneme sahiptir. Ortalama düzeyde yaşadığımız stres, kaygı, anksiyete bizim hayatlarımızı daha kaliteli şekle dönüştürmek için çabalarımız, çalışmalarımızın, üretkenliğimizin itici gücünü oluştururken fazla miktarda yaşanması hali bir çok psikiyatrik problemin oluşmasında ana rolü oynarlar. Mükemmeliyetçi insanların, genetik kodlarındaki tehdide karşı geliştirdikleri bu şüpheciliği hepimizden fazla işler. Onlar hayat içinde kurguladıkları korunaklı dünyalarının yıkılmasına, dağılmasına karşı o kadar büyük korku duyarlar ki, bu nedenle çevrelerinde onun bu yaşantısını tehdit edebilecek kaynaklara karşı aşırı duyarlılık göstererek stress, kaygı eşiklerini bir anda aşarak anksiyete bozuklukları göstererek rahatsızlanabilirler. Bu duruma gelinmesindeki temel fanteziden beslenen beklenti, kusursuz ve mükemmel şekilde işleyen dünya yaşantısı ideasıdır. Onlar fantezilerinde kusursuz bir dünyanın gizil özlemi içindedirler. O dünyada savaşlar, kayıplar, acılar, iflaslar olmamalıdır.Güzele ait olan her şeyin hüküm sürebildiği sürekli cennet meyvelerinin yeşerdiği bir dünya tassavurlarını gizli gündemlerinde canlı tutarlar. Temelinde zamanında incinmiş olan kırılgan ruhlarının bir daha aynı incinmişliği yaşamamak için, kusursuz dünya fantezisine tutunarak gerçekliği çarpıtma eğilimi içinde olmaları yatar. Bu nedenle travmatize bireylerde ortak olarak gördüğüm zengin olma isteğinin temelinde yine kusursuz dünya ideasını inşa etme kaygısı vardır. Zengin olunduğunda, istenilen yerde yaşanılacak, gezilecek, zaman geçirilecek olanaklara sahip olabileceksinizidir. Bu olanaklar sayesinde bir daha travmatik yaşantılara maruz kalmayacağınız, kaliteli yaşantıyı kurgulayıp, hayatın olası acılarına karşı çevre yönetimi yapabilme kaygısını gizil olarak yaşarlar. İstinasız bütün travmatik bireylerin yöntemi ne olursa olsun zengin olma isteklerinin altında işte bu acıların yaşanmayacağı kaliteli bir yaşam ortamı kurgulama isteklerinden kaynaklanır.

Dünya beş duyuyla algılandığı boyutuyla, sezgiyle algılanan soyut sanatsal boyutuyla da insan için kusurlu bir yerdir. Dünya kusursuz bir yer olmak zorunda da değildir, bunun içinde özel çaba içine de girmeyecektir. Onun bu gerçekliği karşısında adaptasyon geliştirmek zorunda olan biz insanlar, onun şartlarına uygun yeteneklerimizi geliştirip onunla dengeli yaşantımızı öğrenmelerimizle kurgulamak zorundayız. Hayatın bir zamanında yaşanmış her hangi bir duraksama anı, bizim ona geliştirmeye çalıştığımız adaptasyon yeteneğini de duraklattığı için, yarım kalmış gelişmişliğin eksikliğini, fantezi boyutunda yaratılan obsesif, takıntılı, mükemmeli arzulayan bilişsel çarpıtmalarla doldurmaya çalışır travmatik bireyler. Gerçekliğin fotoğrafını çekmek isteyen fotoğrafçının, sanatsal bir kare yakalamak için tek noktaya odakladığı merceği gibi bakar bu insanlar hayata. Odaklandıkları karenin dışında kalan kısmını yok sayan hayalperestçilikleri ve dikkat eksiklikleri ile gerçekliği çarpıtıp, fark etmeden kendilerini fotoğrafın dışında kalan gerçeklikten gelebilecek tehlikelere karşı açık hale getirirler. İşte bu durum mükemmeliyetçi insanların yaşadığı karmaşanın adıdır. Hayattaki milyonlarca dış uyarandan sadece konfor alanına hizmet eden, acıdan kaçmaya yarayacak kadarına odaklanıp diğerlerini yok sayma hali. Yok saydıkları uyaranlara karşı herhangi bir savunma geliştiremedikleri için, o uyaranın kaynak olduğu problemle karşılaştıklarında savunmasız kalarak kolayca dağılabilmeleri. İncinir olmaları, kaçıngan olmaları, duygusuz sert duruşları, yakın ilişki kuramamaları, maddiyata önem vermeleri, insan seçmeleri, çevre seçmeleri bunların hepsi acıdan çılgınca kaçan bireyin hayattan da kopmasına sebep olan yararsız savunmalarıdır. Bu kontrolcülük kısa vadede kişiye güvenli yaşam alanı sunsa da, uzun vadede insani gelişimin önündeki en büyük engel olacaktır. İnsanın tam manası ile kâinatın her alanına teslimiyet göstermesi gelişim için, iyileşmek için gereklidir. İnsan sorundan kaçtıkça, o sorunun iç dünyamıza yansıması olduğu halden daha büyükmüş gibi algılanarak, abartılmış kaygıların oluşmasına sebebiyet verecektir. Hayatın her alanında gösterdiğimiz başkaldırı bizim asıl gücümüzü oluşturup, kırılganlığımızı azaltacaktır. Hayatı sevmek için ilk önce onunla savaşmamız gerekecektir. İlk başta gösterilecek atılganca cesaret, savaşın galibini belirleyecektir.

Uzm.Klinik Psikolog Osman İLHAN
Bi Nefes Psikolojik Danışmanlık Merkezi

Takip Et & Beğen & Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir