Hedonizm (Hazcılık) Laneti

Mutluluk kavramı belki de insanlık tarihi kadar eski bir kavram olsa gerek. Çağlara, tarihsel süreçlere, kültür ve bireye göre değişebilen bir kavram mutluluk muhakkak. Ancak her insanın ortak kaygısıdır mutlu olmak; farklı yöntemlerle bu kaynağa ulaşmaya çalıştı insanoğlu. Kimisi para ve makam hırsıyla bulacağını düşündü, kimisi kişilerde aradı onu. Ona ulaşmak için yapmadığı şeyler kalmadı, para için insan öldüren, entrikaların içine dalan, kumpas kuran, plan yapanlar mı olmadı aslında amaç neydi bunları yaparken; mutlu olacağını gerçekten ZAN nettimi?. Eninde sonunda ona ulaştı da ama hala mutlu değildi, hala bir şeyler eksikti hayatında, bir yerlerde arzuladığı o yüceltilmiş mutluluk şatosunun kapısından girmeyi engelleyen kilitler vardı hala.

Zaman geçti kişi olgunlaştı, hayata ve hayattan sonrasına karşı felsefi-entelektüel-dini görüşleri gelişmeye başladı, kişiliği oturmaya başladı, duruldu, sakinleşti ve bir gece yatağına yatmadan önce aslında mutluluğun ne olduğunun kokusunu almaya başladı. Şanslıysa eğer, yada lütuf edilmişse bu farkındalığı genç yaşlarında yakalar insan, ancak çoğumuz bu dünyasallığın içinde yanıp kavrulurken, hayatta kalma dürtülerimizle para kazanmaya, evimizi geçindirmeye, sağlığımızı korumaya çalışıyorken atlıyoruz bazı şeyleri. Bu duygunun aslında bir farkındalık olduğunu, hayatımızda hiç bir şeyi değiştirmesek dahi bu farkındalık sayesinde ruhumuzda huzuru yakalayabileceğimizi görmüyoruz. Suni mutluluk kaynakları ile ömür tüketip; bir çoğumuz bu uç duygular nedeniyle hastalanıp ölüyoruz, zihnimizdeki bu uç duygular (yıkıcı rekabet, hırs, maddi zaaflar, kör makam hırsları, entrikalar, öfke, kıskançlık-haset duyguları, intikam arayışları, şehvet duyguları, vb.) yavaş yavaş ruhumuzun sağlıklı yönlerini öğütüp yok ediyor bizleri. Peki mutluluk kaynağı olarak görüp huzura ereceğimizi sandığımız bütün düşüncelerimizin gerçek adı ne biliyor musunuz? Hazır olun duyacaklarınıza, çünkü zihnimizle aradığımız her mutluluk arayışı bizim nöro-kimyasal boyutta ve psikolojik boyutta yaşadığımız hastalıklarımız aslında, hastalanmamıza sebep olan o arzularımız bizim beynimizi tatmin etme arayışlarımız, gerçek mutluluk yakalandığında kalpte ve karında hissedilir, akılda değil. O gerçekleştirilecek bir proje-ulaşılacak bir hedeften çok başkadır çünkü yakalandığında karında ve kalpte bir huzur verir insana.

Peki bizim yaşadığımız durumun adı nedir? Hemen söyleyelim; Hazcılık veya Hedonizm, Kirene’nun, yani Sokrates’in öğrencisi Aristippos’un (M.Ö. 435-355) öğretisidir.

Hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüş.

Aristippos’a göre her davranışın nedeni, mutlu olmak isteğidir. Yaşamın gereği hazdır; haz insanı insan eden duygudur. Bilgilerimiz duygularımızla alabildiğimiz kadardır, bundan öteye geçemez. Bu yüzden Aristippos duygularımızın getirdiği hazza yönelmeyi, acıdan kaçmayı söyler. En üstün iyi, hazdır. Ancak gerçek haz sürekli olandır. Sürekli olan hazza da bilgelikle varılabilir.

Epikuros da hazcılığı devam ettiren filozoflardandır. Ne var ki Epikuros, Aristippos’un bedensel hazzına karşı tinsel hazzı yeğler. Onun için en büyük haz, ruh dinginliğidir. Buna da bedensel zevkler peşinde koşmakla değil, bilgelikle varılır. Yine başka bir kaynağa göre; haz = hedone’yi ahlak ilkesi olarak kabul eden; ahlak eyleminin ereğini ve ölçeğini hazda bulan ahlak öğretisi. Burada ya a. Bir anlık duyusal haz, ya da b. Sürekli haz (tinsel haz) söz konusudur. Kyrene Okulunun kurucusu olan Aristippos hazcılığın da kurucusu sayılır. Aristippos’a göre haz veren şey iyidir, acı veren de kötü Haz ile iyi aynı şeydir. İnsan her şeyden sevinç duymaya çalışmalı, her yaşama durumunda iyiyi, sevincin kaynağını bulmak istemelidir. Ancak Aristippos’un göz önünde bulundurduğu bir anlık haz duygusudur. Bu öğreti daha tinsel biçimde Epikuros’ta da karşımıza çıkıyor. Ona göre de, biricik iyi hazdır, “Haz bütün eylemlerimizin ereği olmalıdır”. Ancak Epikuros mutluluğun temelini ruhun dinginliğinde bulur, tinsel hazları duyusal hazların üstünde görür ve en yüksek erek olarak koyar. Çünkü; yalnız tinsel hazlar gelip geçici olmayan hazlardır, sürekli bir ruh durumu sağlarlar.

Asıl öğretilerin bireylerdeki bu bilgiliği besleyecek noktalardan yapılması gerekmektedir. Bedensel hazların yerini etik-ahlaki-ruhan, manevi temeller atılmadığı sürece insanlık klanının haz peşinde koşan hayvan sürüleri haline dönüşmemesi imkansız olacak. Bedenin tüm arzuları bu zemin üzerinde dengeli bir şekilde yaşanabilir, önüne gelen ile cinsel münasebet odaklı yaşamak yerine, ahlaklı bir evlilik kurumu oluşturma isteği yerine geçtiği an bu insan uygarlığının temellerini atacaktır. Toplumları organize eden devlet ve kurumların bu yönde insanları organize etmesi en ideal olandır. İnsanları hayvani arzuları ile baş başa bırakmak yok edici bir etki yaratacaktır. Devlet tüm mekanizmaları ile bunun karşısında durmalıdır, insanın bu dürtülerine karşı koyma olgunluğu zaman ve eğitim gerektirdiğinden, andaki genel huzuru oluşturmak devletin anlık müdahale edici mekanizmaları ile mümkündür. Devlet birey karşısında her zaman dizginleyici bir otorite olmak zorundadır. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan toplumlar için bu şarttır.

Yani bizler fark etmeden; modern kültürün, dayatmacı ve tüketim odaklı kültürün, kapitalizmin girdabında mutlu olmak için haz peşinde koşan insanlara dönüştük. Ve yaşamımız boyunca tam mutluluk duygusunu yaşayamadan ve sürekli huzursuzluk halinde bir yaşantı sürmeye mahkum bırakıldık. Peki bunun çaresi nedir? Hazcılık peşinde yıpranan ruhumuzu iyileştirmenin bir yöntemi kalmadı mı? Biz buna mahkumuyuz? Hayır değiliz!… Şuan da yaşamımızı dönüştürmek için bir fırsata sahibiz.Sistem içinde ödül peşinde koşan, ofis boylar olmak zorunda değiliz, tam dibinde milyonlarca insan savaşlarla ölürken son model telefonlar alarak bunlara hissizleşmek zorunda değiliz, lüks arabaların radyolarından üzerine bombalar yağan çocukların haberlerini dinleyip üzülmek zorunda değiliz, özümüze dönüş sağlanmadığı sürece aklımızın bunalımından kurtulamayacağız. Eğitimli insanların hazcılığı daha iş odaklı, kariyer ve mülk odaklı imkanlara ulaşmak üzereyken, daha alt kültürler bu hazzı daha çok madde kullanımında, sonu olmayan çarpık ilişkilerde, sokak çetelerinde aramaya başlıyorlar. Hazza ulaşmak için yıkıcı eylemleri yapmayı akıllarında meşrulaştırarak toplum için en tehlikeli insanlar haline geliyorlar. Vicdanları ve kalpleri sustuğunda bu insanların eylemleri organize, planlı ve yıkıcı olmaya ve toplumu alttan alta zehirlemeye başlıyor. Bu durum bugünün Türkiye’sinde 15-25 yaş arası gençlerin içine çekildiği bir durum olarak karşımıza çıkıyor, özellikle haz kaynağına entrikalarla ulaşılan dizi sektöründeki karakterler üzerinden özdeşim geliştiren bu gençlik birer canlı bomba olarak toplumun üzerinde kara bulutlar gibi zift saçıyor.

HEDONİST arzuların kıskacında olanlar bu gerilimi cinsellik üzerinden yaşıyorlar, daha yaşı 20 olmamış o kadar çok genç kız var ki çocuk aldırmak zorunda kalan, bunları her gün duymak insanı gerçekten üzüyor. Akıl ile ahlak dengesi kurmak yerine kalp ile ahlak dengesi kurmak ve bu denge içinde insanın arzularını dengelemek gerçek mutluluğun kaynağı olacaktır.

Çare; HEDONİZM’in bir alt dalı olan TİNSEL HAZ kaynağı çaredir. Yani kişi aklıyla yaşamaya çalıştığı mutluluğu kalbi yaşayabilmesi halinde, gündelik mutluluk için yatırımlarını iç dünyasına yönelik öğretiler-arayışlar-felsefeler-dinler üzerine kurgulaması halinde mutlak bir dengeyi bu dünya yaşamında bir nebze yakalaması mümkündür. Bu sayede zihninde sürekli iler halde bulunan ölüm kaygısı, insanı yetersizliklere bağlı mükemmeliyetçilik düşüncesi, kayıp ve yaslardan kaçmak için derin korkular, maddi yetersizlikler, fakirlik korkusu, hastalık korkusu, tüm kaygılar bu manevi zeminde oluşturulan inanışlar sayesinde dizginlenebilecektir. Örneğin; gelecek kaygısı ruhu tarumar olmuş, sürekli acı çeken, felaket senaryoları ile dolu bir aklın yerini alan şu düşünce; gaybı (geleceği) Allah bilir düşüncesi bir Müslüman için çok rahatlatıcı bir inanıştır. Yada sizin kontrolünüz dışında olan olaylarda, gücünüzü aşan durumlarda Allaha sığınmak da bir çıkış yoludur. Temelde tüm manevi öğretiler, (burada Müslümanlık üzerinden örnekleme yapılmıştır, diğer manevi-felsefi öğretilerde de bu rahatlamayı yakalayan başka kültürler mevcuttur) insanın akıl ile her şeyi çözmeye çalıştığı sorunlar karşısındaki çaresizliğini çözmesine yardımcı olacaktır. İNANÇ en etkili tedavi yöntemidir, aklın labirentlerinde kaybolmayı engelleyen ritüelleri-ibadetleri-inanç sistemleri sayesinde kişiyi tek başına sorun çözmek zorunda olduğu bir girdaptan çıkararak kişiye sorunlar karşısında yalnız olmadığı,desteklendiği hissini verir. Belki de en ilkel çağlardan bu yana gelişen insan zihninin karmaşık hale gelmesinden kaynaklı uçucu düşünceleri karşısında dengeleyici olan çıkış kapısı olan manevi-erdemli-etik-ahlaki yönelimleridir. Bu yönleri gelişmemiş insan en ilkel ataları gibi haz peşinde koşan, savaşan, menfaat için can alan, hırsları ve öfkeleri dinmeyen bir yapıda kendi cehenneminde yanacaktır, bu cehennem kaçınılmazdır. Modern çağın insanlığın gelişimsel evresi bu akıl süzgecinden çıkarak kalbi-manevi yönelimlere kayması kaçınılmazdır. Çağın hastalığı hazcılığın karşısındaki tek huzur kapısı buna bağlı ruhsal problemlerin çözümündeki tek çare insanın HERHANGİ BİR manevi sisteme dahil olmasıyla mümkündür. Hiçbir ilaç, hiçbir madde, cinsellik, para insanın ruhundaki o derin boşluğu doldurmaya yetmeyecektir. O boşluğu yamamak için kullanılan her yöntem sonunda hüsranı getirecektir. Kişi her daim acı içinde cehennemine mahkum kalacaktır. Tek çare ruhun boş odalarına maneviyatın girmesine izin vermenizle mümkündür.

SAKIN UNUTMAYIN KUSURSUZ OLMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ, GERÇEK KUSURSUZLUK İNSANİ TÜM KUSURLARINIZLA BARIŞIP İNSAN OLDUĞUNUZU TAM FARKETMEK İLE MÜMKÜNDÜR, BEYNİNİZDEN DEĞİL KARNINIZDAN YAYILMAYA BAŞLAYAN MUTLULUK GERÇEK MUTLULUĞU YAKALAMAYA BAŞLADIĞINIZ ANLAMINA GELECEKTİR.

Saygılar…
Uzman Klinik Psikolog Osman İLHAN

Takip Et & Beğen & Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir