Psikolojik Travmaları Anlamak ve Anlamlandırmak

Travma,

Yaşam içinde maruz kaldığımız, fiziksel ve ruhsal bütünlüğümüzü bozan her olay travmadır. Bu olaylar sonucunda, hayatımızın düzenine, inançlarımıza, sevdiklerimize, yaşamlılık halini devam ettirmemizi sağlayan her türlü motivasyonumuza karşı bir tehdit vardır. Travmaya sebep olan olaylar genelde hiç beklemediğimiz bir anda gelir; ani ve sinsidir. Bu olaylar öngörülebilir olsa zaten engellenebilecektir, sarsıcı ve trajedik bir etkidedir. Bu trajediye maruz kalan her insanın yaşayacağı dramatik sahneler kaçınılmazdır ve hayatın içine öyle sinsice yayılarak etki ederler ki siz onları normal kişiliğinizin parçaları zannedip, yaşamınız süresince göremeyebilirsiniz.
Travmalar hiç beklemediğimiz anda gelerek şok etkisi yaratırlar. Sırtımızı dayayarak varlık bulmaya çalıştığımız hayatımızı düzene koyan bütün referans düşüncelerimize zarar verirler. Bizi geçmişimiz ve geleceğimizden – yıkıcılığına bağlı olarak- belli bir süre bizi zamansızlığın içinde tutarak boşluk duygusuyla yaşamamıza sebep olur. Bu zamansızlık, aidiyetsizlik, boşluk, değersizlik, anlamsızlık kelimeleriyle tanımlanabilecek zor bir durumdur. Kişiler hayatın sürekliliği ve bütünlüğünü kavrama noktasında sorun yaşarlar. Yer-zaman-mekân üçgenindeki gerçeklik kurguları zedelenerek, amaçsızlık ve değersizlikten beslenen boşluk duygusunu çokça tanımlarlar. Adeta bu kişiler uzayın zifiri karanlığındaki boşlukta amaçsızca salınan askıda bir yaşantı sürdürürler. Çevreyi algılamada yaşanılan sorunların bir benzeri, öz benliklerini algılamada da sorunların oluşmasına sebep olur. Ortaya çıkan bu boşluk duygusu, kişilerin bütün psikolojik dinamiklerini etkileyerek, kimlik karmaşası başta olmak üzere birçok sorunun da kapılarını aralar.

Travma kaynaklarının yıkıcı etkileri yüzleşilerek çözülmediği sürece, kişiliğimize ilişerek ömrümüz boyunca bize kendisini hissettirebilir. Duygularımızı, davranışlarımızı, düşüncelerimizi etkileyerek yaşam kalitemizi bozabilirler.

Ayrılık ve boşanma, işsiz kalma, aile içi şiddet, trafik kazası, tecavüz, ani hastalık ve kayıplar gibi yaşantılar travma kaynakları bireysel olarak yaşanırlar. Savaş, terör olayları, göçler, ekonomik krizler ise toplumsal travmalardır. Bu durumlara birebir maruz kalanlar, tanık olanlar, şans eseri kurtulanlar da travma kaynaklarına dolaylı yönden maruz kalırlar. Bu yaşantıların olumsuz etkilerini en fazla yaşayan kişilerin başında; sosyal desteği olmayanlar, geçmiş yaşantısında benzer öykülere sahip olanlar, psikososyal sıkıntılar yaşayanlar, genetik veya kronik rahatsızlığı bulananlar gelirler.

Travma sonrası duygusal ve fiziksel sorunlar ortaya çıkabilir. Duygusal sorunların başında; Şok, üzüntü, öfke, endişe, suçluluk, umutsuzluk, kaygı, korku, karamsarlık, donukluk, aşrı sinirlilik, çaresizlik kendi gibi hissetmeme ve geçmiş travma ve kayıpların alevlenmesine verilen duygusal tepkilerdir. Çocuklarda korku ve endişe en çok görülen tepkilerdir. Çocuklar genelde olayın tekrar olmasından, ölümden, ailesinden ayrılmaktan veya yalnız kalmaktan korkabilirler. Gerçek olayın tetiklediği korkuların yanı sıra, kendi hayal güçlerinin ürettiği korkular da yaşayabilirler.

Düşünsel tepkiler: İnanama, düşünce ve dikkat dağınıklığı, unutkanlık, kimi zaman intihar düşünceleri, çarpık ve genellemeye dayalı (her şey ve herkes kötü gibi) düşünceler sık sık beliren imajlar, olayla ilgili görüntüler ve olayı tekrar tekrar yaşama bu tür tepkiler arasındadır. Bu durumlar, travmanın yaşandığı yakın zaman diliminde daha güçlü ortaya çıkarlar. İlerleyen zamanlarda, bu etkiler farklı durumlarda, farklı temalarda, tetikleyici ortamlarda benzer etkilerle açığa çıkarlar. Unutmayın ki insanın zihninde zaman mevhumu yoktur. Çok önceden yaşanmış travmanın etkisi, aradan geçen senelere rağmen kendisini gösterebilirler. Zihnimizin kara kutusu her yaşantıyı kayıt eder. Uygun ortamda doğru uyarıcıyla, kara kutuda saklı bilgiler; duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkileyecek şekilde açığa çıkabilirler. Çoğu travmatik birey, günlük hayatında kullandıkları bastırma ve kaçınma mekanizmalarını fark etmeden geliştirerek, zihinlerinin kara kutusunda saklı olan travmatik bilgilerin gün yüzüne çıkmasını engellemeye çalışırlar. Travmatik bireylerin birçok karmaşık yapısıyla anlamlandırılamayan davranışlarının altında, gün yüzüne çıkmaya çalışan acı duygulardan kaçma çabaları vardır. Travma mağduru kişinin yaşadığı sorunlar, her yaştaki insanda ortak olarak görülebilirken, sorunla baş etme yöntemlerinin farklılaşmasına bağlı olarak, bireye etkisinin dozu değişebilir.
Fiziksel tepkiler: Baş, göğüs ağrısı, mide yanması ve/veya bulanması, kalp sıkışması, gürültüye karşı duyarlılık, iştah artması ya da tam tersi azalması, sürekli yorgunluk hali, nefes darlığı ve kolay hastalanmak gibi fiziksel tepkiler aslında bedenimizin travma karşısında bir çeşit kendini ifade etme halidir. Yaşanılan travmanın üzerinden zaman geçmesine rağmen, travma sonrası stres bozukluğunun psikolojik belirtilerinde olduğu gibi, fiziksel belirtileri de ortaya çıkabilir.

Örneğin; geçmişinde travmatik yaşantısı olan birisinin, travmatik anılarını tetikleyen benzer durumlar karşısında bir anda midesi bulanarak kusabilirler. Daha çok ayrılıklara, kayıplara bağlı travmatik yaşantıları olan kişilerin, benzeri hayat olayları yaşadıklarında mide bulantısı hissiyatı tanımladıklarına çokça tanık olmuşumdur.

Davranışsal tepkiler: Uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma, kendini ihmal etme, içe kapanma, alkol ve madde kullanımı, kaçınma davranışları, konuşmama, dikkatsizlik ve dağınıklık, sürekli aynı şeyle uğraşma, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, travma karşısında gösterilen belli başlı davranış biçimleridir.

Çocuklarda en sık görülen problemler uyku saatleriyle ilgili olanlardır. Kendi başlarına gidip yatmak istemeyebilirler, uykuya dalmakta güçlük çekebilirler, geceleri sık sık uyanabilirler ve / veya kâbuslar görebilirler. Böyle zamanlarda çocukların ebeveynlerine yakın olmayı istemeleri ve ebeveynlerin de çocuklarını yanlarında istemeleri normaldir. Çocuklar stres altında daha küçük yaşlarda yaptıkları davranışlara (alt ıslatma, anneye yapışma, parmak emme gibi) geri dönebilirler. Kısa süreli olarak böyle davranışların belirmesi normaldir. Anne- baba bu davranışlar karşısında tepki gösterdiği takdirde, daha da uzun süre devam edebilir. Annenin, çocuğun geliştirdiği bu davranışlar karşısında, soğukkanlı kalarak, çocuğun kendisine yapışmasını engellemek başta olmak üzere, normalleşmeyi sağlayacak duygusal olgunluğu göstermesi gerekecektir.

Bütün travmatik yaşantılarımızla yüzleşmemiz gerekir; Özellikle, Ayrılık travmalarıyla paramparça bir ruhun, hayatında sürekli travmatik ayrılıkları aynı şekilde yaşıyor olmasını, “yine aynı şey başıma geldi” sözleriyle duyarsınız. Oysa bilinçaltının derinliklerinde ki âlemde zamanı durdurarak insanın içinde varlığını devam ettiren her travma, kendisini hatırlatmak için bilince yani insanın gündelik yaşantılarına standart bir mekanizmayla çıkar. Standart olan mekanizmanın işleyişi kişinin travmalarıyla yüzleşip çözümlemesine kadar sonsuz kere kendini tekrar edebilecek klinik ısrarcılığı vardır. Bu ısrarcılığın temel sebebi, travmaların kendisini hatırlatarak gün yüzüne çıkmak istemesi ve görünür hale gelmek arzusudur. Bir kere görünür olduğunda, fark edilerek çözülmeyi ister.

Sağlıklı olanı arzulayan ruhumuzun akil yanı, kendi dengesini koruyabilmek için kendi içinde barındırdığı irini dışarı atmak isteyecektir. Bunun için görünür hale getirmeye çalıştığı travmatik olayların bir benzerini kişi gündelik hayatında fark etmeden kurgulayacaktır. Kendisini sonunda ayrılık olan ilişkiler içinde bulan insanların durumu budur. Bilinçaltının itici gücüyle travma kendisini görünür kılmak için gerekli olan hayat olaylarını bir şekilde kurgulamıştır. Kişi yine aynı şey başıma geldi demek yerine bu kısır döngünün kaynağı olan travmatik ayrılıkların yarattığı ayrılık depresyonunu masaya yatırıp yüzleşerek çözmek zorundadır. Yoksa aynı kısır döngü, aynı ayrılıkları ve acıları kişinin hayatında kurgulamaya devam edecektir. Bu çok teknik bir kısır döngüdür. Başlangıcı çocukluk yıllarına dayansa dahi insanın yaşlılığında dahi aynı şekilde karşısına çıkabilir.

Travmanın yarattığı stresin ortaya çıkardığı bozukluğun etkisi yaşam boyu sürebilir. Kendisini gizleme ve var etme yöntemi ise, sizi içine düşürdüğü yanılgıda gizlidir. Siz travma kaynaklı yaşantılarınızın dayattığı tercihlerinizi, doğal insani seçimler olarak görüp, kişiliğinize mal ettiğiniz özgür irade seçimleri olarak algılayarak bir ömür onunla yüzleşmeden yaşayabilirsiniz. Bu yaşam muhakkak ki travmanın yarattığı acıları da beraberinde getireceği için, yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu vardır; acılarınızın kaynağı olan ve kişiliğinizin bir parçası zannettiğiniz yıkıcı davranışların, engelleyici yaşantı şeklinizin değişmesini sağlayacak olan bilinçaltınıza sürekli bastırarak kaçındığınız travmatik duygularınızla yüzleşmeniz gerekir.

TRAVMATİK ERGENİN TERAPİ NOTLARI KİTABININ YAZARI
Uzm.Klinik Psikolog Osman İLHAN

Takip Et & Beğen & Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir