İyi Olana Davet

İyi olan herşeye davet vardır; asla zorlama olmaz, olamaz. İnsanın kötü olanı seçme hakkı kısıtlı olan iradesini kullanma hakkından gelir. Tabiki her seçimin sonucuda ödenmesi gereken bir bedel de olacaktır.  Bu bedeli ödemeyi göze alan insanın akıbeti başlangıçtaki seçimleri ile şekillenecektir. İyiye yönelene iyi yol, kötüye yönelene kötü yol kolaylaşacaktır elbet. Bu fizik kanunu kadar net bir yaşam kanunudur. O kanun kitabında yazılanların terazisi çok hassastır. Sapmadan hükmünü en doğru şekilde vermektedir.

Yaşamın içindeki varlıkta eylem gösteren insanın ruhunda iyi ve kötü sürekli mücadele halindedir. Biz bunu iyi ben ve kötü ben olarak ifade ederiz. Ben olarak tanımladığımız kimliğimizi oluşturanlar da daha çok yaşam içindeki özgür irademiz ile şekillenen seçimler ile olmaktadır.  Hangi tarafımızı daha çok beslersek, o tarafın sesi içimizde daha çok çıkar. Sesi daha çok çıkanın kulağa gelişi kolaylaşır. Ne duymak istiyorsun sordun mu kendine?

Biliyoruz ki çoğumuz başımıza gelen olumsuzlukları, başkalarından bilme, çoğu zaman kadere bağlama eğilimindeyizdir. Ancak ne tesadüftür ki kötüye dair olanları dışarıda bir şeylere bağlarken, başımıza gelen iyi bir durumu, başarıyı kendi çabamıza bağlarız. Bazıları da, kendisinin iyi olduğunu düşünmek için çevresinde suçlayacağı bir kötü arar yoksa da sabote ederek yaratır. İşte tam bu tezatlık ruhumuzun kötü olandan arınarak iyi olanı kendine yakıştırma içsel eğiliminden gelir.  Doğrudur da; insanın özünün doğasında mutlak bir tarafsızlık içinde denge bulmuş, sağlıklı,akil bir bilge vardır. Bilge bir ben,zat, kişilik..

O bilge yaşama yorumsuz olduğu gibi bakar. Siyah ve beyaz renklerle ayrılmış bir yaşamdan ziyade bir çok rengin etrafa dağıldığını görür. Çıkış yolunu, ışığı takip ederek bulur. Önüne bir engel çıkıp düştüğünde, üzerindeki tozları temizleyip yoluna devam eder. Bir günü diğer gününe benzemez. Öğrenmeyi yenilenmek ve kendini aşmak için sürekli ister. Boş ve gereksiz sohbetin olduğu ortamdan çabuk sıkılır. Gezer, keşif eder, bitmez bir merak içinde çevreyi seyreder. Sürekli hayret içindedir ve hayreti hiç bitmez. O sebeple dünya yaşantısından çabuk sıkılıp, herşeyi çabucak tüketip, değerli olanı değersizleştirip yaşamını cehenneme çevirmez. En küçük şeyden bile mutlu olabilirler. Ki bu mutlulukları orta yolu bulmalarından gelir. Dengeli bir varoluş içinde olduğunu görürsün. Şu iyi şu kötü, bu çok mükkemel, şu çok lanet gibi çılgın uçlarda yaşamayı hatta ağızlarında cümle olarak almayı dahi istemezler.

Yorum yapmayı çok sevmez. Ne kendisine ne başkasına zulüm etmekten kaçınır. Ve muhakak ama muhakak insan seçer. Bu seçim kendini beğenmişliğinden değil, ruhunun toprağına hangi suyun gelip besleyeceğinin önemini bildikleri içindir. Beş duyusundan girecek olan uyarana dikkat eder. Yer, zaman ve mekan yönetimini doğru yaparak yaşam pınarını taze tutar.  Gidemezse sabreder, anlatamayacağı bir ortamdaysa susar, kalbi yumuşamaya elverişli bir kişi yanındaysa yorulmadan konuşur aşık olur. İnsana dair olan herşeyi bilir. Kötünün de iyinin de farkındadır. Seçimi tabiatına da uygun olarak iyiden yanaysa latifliği artar, saflığı cehaletinden değil ilmindeki derinlikten gelir.

Bir başak gibi büyüdükçe boynu eğilir. Güneşi her yanından görenlerdir onlar, ışıkları bir damla olsa, karanlığın içinde büyür aydınlatır. O ben dediği bendenizinde yüzmeyi bilmeyene dalgası sert olur. Savurup kıyıya atıverir, çer çöp biriktirmez bendenizinde. Ona nasıl geldiğin önemlidir aslında. Herkesi kabul edip misafir eder, halil Ibrahim sofrasını ortaya koyar, gelenden çok getirilen önemlidir sofraya. Dünyadaki benlikleriyle gelende olur, özündeki potansiyelin merakıyla gül gibi açmayı arzulayan da oturur o sofraya. Tuza uzanan da bellidir suya uzanan da. Herkes hak ettiğini yer kalkar onun sofrasından.  Kimisi çöker kalır kalkamaz, yemez de aç kalmaz da seyretmesi güzeldir bilir. En mutlular hep yorumsuz seyretmeyi bilenlerden çıkar. Donmadan, bulanmadan akmak ne güzel diyenler onlar değil midir? Affedip kin tutmayan, öc peşinde koşup ziyan olmayan, dünya malı istiflemeyen, fakirlikten korkmayan, ölümü bayram günü gören hep onlar değil midir? Onların sabrının kırıntısını dağıtabilseydik eğer ruhsal hastalıkları kökünden çözerdik belki de kimbilir?

İyi olana davet vardır diyerek başladık cümleye nerelere geldik. Davete uyanın karşısına çıkacak özdeki akil, orta yolu bulmuş dengeli benliği anlatmak çok uzun surer elbette. Gündelik yaşamın akışına kapılmış insan ben geçimimi sağlamaya çalışıyorum bunları mı düşünüceğim diyebilir elbet. Bunları düşünse aslında geçim derdi de kalmayacak da neyse…  Herkes o sofradan hakkı olanı kadarını alır, ne eksik ne fazla. Sofra başına çöküp kalanların alacağı da başkadır elbet. Onların derdi midedeki bağırsağı doldurmaktan çok ötedir elbet.

Yaşam içindeki insana dair olan herşey psikolojinin konusudur. Mutlu olmayı isteyen insanın, mutluluk arayışı sırasında dünya girdabı içinde nasıl savrulduğunu gören her psikolog birşeyler söylemek zorundadır.  İyi benin açığa çıkmadığı her mutluluk eksikitir. Benlik kötü olanı içinden tamamen söküp atamaz, onu dizginleyip ve ehlileştirir. Mücadele ve mutlak çaba gerektirir, tabiki bedel ödemek doğasında vardır.  Cefasını çekmediğinin sefasını sürmek ancak hırsızlıkla olur.

Ruhunun çayırlarında iyiliğin yeşermesi için topraktaki ayrık otlarının temizlenmesi gerekir. Ayrık otu yayılmacıdır, ne kadar geç sökmeye başlarsanız o kadar çok alanı işgal etmiş olacaktır. O ruhun işgalcileri, gündelik hayatımızın rutinine sıkıca yerleşirler. Çevrenizde görmüşsünüzüdür, hırs ile kazanmaya çalışanı kazandıklarını istifleyenleri, paylaşmayanları, fakirlikten korkanları,  savuranları ve kalbini dünya yaşamından ötesine kapayanları,şehvete esir kalanı. Sokak hayvanlarına acımayanları, ihtiyaç sahibini gözetmeyeni, kin tutup öc peşinde koşanları, ölmeyecek gibi yaşayanları, zulüm edip zalim olanları, plan yapıp ayak kaydıranı, söz ile itibara kastedeni, kadına çocuğa kıyanı,çok konuşup az susanı, yetime mazluma acımayanı, bozgunculuk yapıp suküneti bozanı, aşırıya kaçanı, sürekli aceleci olup durulmayanı,  görmüşsündür çevrende…. İşte onlar mutsuz olanlardır, zengin olunca mutlu olunuyor sanıyorsan o başka. Dünya malının yükünün benliğimizin omuzlarındaki yükü ağırdır. Beli kambur eder, sen tevazudan eğilmiş sanırsın. Bilsen o yükün ağırlığını fakirliğine sevinip dağlara kaçarsın.

Bir an önce çamura, kire bulanıp temizliğe başlamak gerekir, çok geç olmadan.  O ayrık otlarını temizlerken, çapan sabır, küreğin iyi eylemlerdir.  Tüm bu çabanın sonucunda ortaya çıkacak hal, psikolojik iyi oluşun en temel şartı olan dengeli, orta yolu bulmuş bir ben ile yaşamak ile mümkün olur. İyi olana davet vardır zorlama olmaz. Buyurunuz davetlisiniz…

 

Uzman Klinik Psikolog Osman İLHAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir